You are here

ÖZGÜRLÜK YÜRÜYÜŞÜNDE ENTERNASYONAL BULUŞMA

20.9.2012, Rudersdorf

Almanya'nın Würzburg şehrinden Berlin şehrine doğru başlatmış olduğumuz özgürlük yürüyüşünün 13. gününü tamamladık. Şu anda Rudersdorf köyünde konaklamış bulunuyoruz. Aslında bundan bir önceki köyde konaklamayı planlamıştık fakat aldığımız bilgilere göre bu köy pek güvenli bir köy değilmiş. Aynı zamanda köy belediyesi bizim konaklamamız için razı olmamış. Biz de ondan bir sonraki köyde konakladık. Konakladığımız bu köydeki bina kiliseye ait bir bina. Banyosu yok ama tuvaleti var. Konakladığımız bazı yerlerde hiç tuvalet olmuyor, bazı yerlerde de logar bağlantısı olmayan doğal tuvalet oluyo.

Dün gece konakladığımız yerde çok üşüdük. Hava oldukça soğuktu. Bir odun sobası bulup yaktık ama o da fayda etmedi. Bazılarımız nezle olduk.Dün gece yağmur yağdı ama bu gün gündüz vakti yağmadı şansımız varmış. Zira daha önce yolda şiddetli bir yağmura tutulmuş ve çok ıslanmıştık. Yağmur, yürüyüş sırasında gelirse ve sığınacak bir yer, yoksa ıslanmaktan başka bir seçenek kalmıyor. Üstümüze poşet geçirsek bile ayaklar ıslandığı zaman kötü oluyor. Benim ayaklarım böyle bir ıslaklık sonucu patladı. Ama yavaş yavaş ayaklar kendisini toparlıyoırlar. Kendi aramızda espriler geliştiriyoruz. Doktor olan bir arkadaşa ben bir çift ayağa ihtiyacım olduğunu söylüyorum ve hep birlikte kahkahalar atarak gülüyoruz. Her mekan kendisine özgü espri yöntemlerinin ortaya çıkmasına yol açıyor.

Bu gün Latin Amerikalı iki arkadaş eşlik etti yürüyüşümüze. Arada bir böyle destekçilerimiz gelip bizimle bir kaç gün yürüyorlar ve sonra gidiyorlar. Bazıları tekrar gelip yürüyüşümüze iştirak ediyıorlar, bazıları da sadece bir kez yürüyorlar sonra gelmiyorlar. Biri Kolombiyalı ve diğeri de Şilili olan bu arkadaşlarla Latin Ameraka üzerine sohbetler ettik. Yürürken konuşmak güzel oluyor. Yürümenin verdiği yorgunluğu hissetmiyorsun. Konuştuğun konular üzerine düşündüğün için zamanın nasıl geçtiğini farketmiyorsun. Che Guevera, şimdi Venezüela başkanı olan Hugo Chavez ve Şili'de sürmekte olan öğrenci hareketi üzerine sohbetler ettik. Kolombiya'daki gruplar üzerine ve bu grupların Chavez'le yaşadıkları sorunlar üzerine sohbetler ettik.

Bugün yeni bir şey daha yaptık. Elimizde bulunan megafonla marşlar ve türküler söyledik ama bu sefer koro halinde söyledik. Mesela enternasyonal marşını koro halinde söyledik ama her kes kendi dilinde söyledi. Böylece enternasyonal marşını aynı anda Almanca, Türkçe ve İspanyolca söylemiş olduk. Oldukça uyumlu bir koro oldu. Önceden hiç bir hazırlık yapmadığımız halde bir ritim tutturabildik. Ardından Çav Bella ve diğer bilinen ortak şarkıları söyledik. Müzik grubunun adını "Enternasyonal Devrimci Yürüyüş Müzik Grubu" olarak belirledik. Belki de yalnızca bu gün için geçerli olacak bu grup.

Biz mültecilerin ya da aslında genel olarak işçi emekçi ve yoksulların dünyanın değişik yerlerine gidip gezme imkanları yok. Ama biz engelleri tanımayan yürüyüşümüzle Şili, Kolombiya, Brezilya, Irak, İran, Afrika gibi dünyanın her yerinden insanları tanıma şansına sahip oluyoruz. Sokaklardaki yürüyüşümüz sayesinde enternasyonal buluşmalar gerçekleştiriyoruz. Oralardaki toplumsal durum, tarih yada devrimci mücadelenin durumu hakkında birinci ağızlardan bilgi edinme şansımız oluyor. Bir çoğumuz tek bir ortak dil bilmiyoruz. Ama gene de birbirimizi anlıyoruz. Onlar Grup Yorumu, Nazım Hikmeti tanıyorlar. Ben Marguezi, Che'yi, Viktor Jara'yı, Ömer Hayyam ya da Ali Şeriatiyi tanıyorum. Bunlar bizim birbirimizi anlamamıza yetiyor. Ayrıca zorunlu olduğumuz için bir kaç kelime de olsa Almancamızla iletişim kuruyoruz. Devrimci mücadele tarihinin yaratmış olduğu kültürler bizim birbirimizde ortak yanlar bulmamızı kolaylaştırıyor. Biz bundan daha ileri giderek Marksizm, Anarşizm, Feminizm, yeni toplumsal hareketler gibi konuları bile müzakere edebiliyoruz. Latin Amerikalılarla Kamilo Thorez üzerine de sohbetler ediyoruz. Türkiye'de de son dönemlerde devrimci islam diye bir akımın gelişmekte olduğunu öğrenmiş oluyorlar. Bu günkü sohbetlerimizde ulaştığımız bir ortak nokta; yeni devrimci denemelerin gene metropol emperyalist coğrafyalardan değil de kenar bölgelerden gelişme olasılığının daha güçlü olduğu noktasındaydı. Yürüyüşümüzde yer alan her kes aynı ideolojik politik formasyonda değil. İçimizde domuz eti yemeyen de var. Hiç et yemeyen de var. Yemekler arasında ayrı yapmayan da var. Ama hepimizin ortak noktası sömürü, baskı ve izolasyona karşı olmak.

Özgürlük yürüyüşümüz bizim için bir okul özelliği de taşıyor. Hem değişik külterleri, inançları öğreniyoruz. Hem de birbirimizi politikleştirmiş oluyoruz. Kimimiz bazı kavramları ilk defa duyuyor. Ama merak ediyor ve bu kavramları öğreniyor.

Erfurt'ta faşistlerin yürüyüşümüze yönelik saltdırılarına anladıkları dilden cevap vermemiz etkili oldu. Bundan bir önceki köy belediyesinin bize izin vermemesinin nedeni bu olaylardı. Bu akşamki toplantımızda bu konuyu da tartıştık. Onlara bir yazılı yanıt verip vermemeyi tartıştık. Bir kesim arkadaş cevap vermememizin korkaklık olarak değerlendiriilebileceğini düşündü. Ama biz çoğumuz onlara cevap vermenin onları meşrulaştıracağını düşündük ve onları hiç bir şerilde muhatap almamayı uygun gördük. Onların fiili girişimine gerekli yanıtı veerdik zaten. Onları daha fazla muhatap almak gerekmez.

Bu gün bir radyocu geldi ve bizlerle röportajlar gerçekleştirdi. Basın çalışanları, daha çok insanların kişisel hikayelerini soruyorlar. Bunlarla nasıl konuşabileceğimiz üzerine de akşamki toplantımızda gündem oluşturduk.

Sınırları fiilen geçersiz kılan özgürlük yürüyüşümüzün manzarası da enterasan. Genelde önden bisikletle giden arkadaş bir çubuğun ucuna kırmız bir bez takmış oluyor ve yürüyüş korteşinde sarı bir yastık kılıfı ebatındaki bez üzerine kalemle siyah, kırmızı, mavi, yeşil renkte on farklı dilde yazılmış olan kadim 'özgürlük' yazan pankartımız var. Bu pankartta; Almanca, İngilizce, Fransızca, Yunanca, Kürtçe, Lazca, Arapça, Farsça olarak "özgürlük" yapıyor. Bundan başka yürüyüş boyunca eksik olmayan bir bastonumuz var. Afrikalı iri yarı bir adam vermişti bu asayı. Asa, Bambu ağacından ibaret bir baston. Bu baston hem ayağı yaralananlara yardımcı oluyor hem de varlığıyla anti faşist olarak ün kazanan bir asa. Soranlara anlatılan bu bastonun özellikleri oldukça ilgi çekiyor. Veren arkadaşın babasının asasıymış bu asa.

20.9.2012. Turgay Ulu

Language: