You are here

Kürtlere Statü – Öcalan’a Özgürlük

Varlığımız ve Özgürlüğümüz için yollardayız!

Kurdischer Marsch für Gerechtigkeit und Frieden von Genf nach Strasbourg

Varlığımız ve Özgürlüğümüz için yollardayız!
Kürtlere Statü – Öcalan’a Özgürlük

Kürtler 40 Milyon nüfusuna rağmen hala halk olmaktan kaynaklı temel haklarını kullanamamaktadırlar. 24. Temmuz 1923 tarihinde Lozan antlaşmasıyla Türkiye, İran, Irak ve Suriye devletlerine bölünerek ve hakları hiçbir şekilde garanti altına alınmayarak statüsüz bir şekilde kendi kaderlerine ve devletlerin vicdansızlıklarına terk edilmişlerdir.

O tarihten bu yana hakları garanti altına alınmayan Kürt halkı devletlerin tüm baskı ve saldırılarına açık hale getirilmiştir. Halapca, Dersim, Zilan örneklerinde olduğu gibi fiziki soykırımların yanı sıra kültürel ve siyasal soykırıma tabi tutularak Kürt olarak yok edilmeye çalışılmaktadırlar.
Hala günümüzde Kürt dili üzerindeki yasaklar sürmekte, binlerce Kürt yerleşim yerleri yakılıp yıkılmakta, onbinlercesi cezaevlerinde konularak insanlık dışı işkencelere maruz bırakılmakta, Doğası tahrip edilmekte, barajlarla yaşam alanları ve tarihi zenginlikleri yok edilmekte.
Bu politikaların son 2 yıllık sonuçlarına bakacak olursak:
Aralarında Milletvekilleri, Belediye başkanları, Avukatlar, Gazeteciler, Yerel yönetimciler, Kadın Hareketi temsilcileri, Profesör ve Aydınlarında bulunduğu yaklaşık 5000 insan 2009 yılından bu yana ‘anti-terör’ yasalarından ötürü ceza evlerinde konulmuştur.
AKP iktidarı döneminde yaklaşık 200 çocuk ‘güvenlik’ güçlerince öldürülmüştür
Kürtlere karşı kimyasal silahlar kullanılmıştır
Uluslararası hukuka aykırı bir şekilde sınır ötesi operasyonlar aralıksız sürmektedir
2000 çocuk cezaevine konularak, ağır hapis cezalarına çarptırılmıştır
Kürtler Lozan antlaşmasıyla birlikte maruz kaldıkları devlet terörüne karşı sergiledikleri kapsamlı direnişler sayesinde günümüze kadar ancak yok olmaktan kendilerini kurtarabilmişlerdir.

Kuşkusuz bölge devletlerin Kürt halkında karşı uyguladıkları insanlık dışı bu baskılar siyasi ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda sunulan uluslar arası destek olmaksızın düşünülemez ve yaşanılmazdı. Bu hesaplar sonucu bugün de Kürt Özgürlük Hareketi kriminalize edilerek gerçekler örtbas edilmekte.
Söz konusu Kürtler olduğunda hiçbir uluslar arası hukuk ve haklar geçerliliğini koruyamakta, hep Kürtlere özgü uygulamalar devreye konulmakta. Bu gerçekliğin en barız örneğini Kürt Halk Önder Sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan yaptırımlardır. 15. Şubat 1999 tarihin de uluslar arası bir Komplo ile korsanca bir şekilde kaçırılarak Tek kişilik tutuklu evi olan İmralıya götürülmüştür.

En önemlisi tüm bunlar, 13 yıldır tek başına tutulduğu hücrede ağır psikolojik ve fiziki işkenceye maruz bırakılan, Kürt halkının Önder olarak kabul ettiği Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin artırılmasıyla yoğunluk ve hız kazandı. Bilindiği gibi Sayın Öcalan ile avukatları ve ailesi arasında yapılan görüşmeye getirilen yasak, 200 güne yaklaşmıştır. AKP hükümeti bu durumu süreklileştirmenin yasal düzenlemesi içinde olduğunu da bilinmektedir.

Açıktır ki, bırakalım uluslar arası hukuku, Türkiye’nin iç hukuku dahi ayaklar altına alınarak avukatlar ve ailesiyle görüştürmeme, tamamen siyasal nedenlere dayanmakta ve Kürt halkına karşı meşru ulusal ve insani hak ve özgürlüklerinden vazgeçmesi için bir şantaj yöntemi olarak kullanılmaktadır.
Abdullah Öcalan Kürtler tarafından siyasi temsilcisi olarak görülmekte. Yaklaşık 3.5 Milyon Kürt 2006 da imzalarıyla bunu kanıtladı. Sayın Öcalan Kürtlerin halkları ve Demokrasi mücadelesinin en önemli temsilcisi ve Kürtlerin Özgürlüğünün sembolüdür. 1993den buyana birçok adım atarak Kürt sorunun barışçıl-siyasi çözümü için koşulları hazırlamaya çalışmakta. 15 Şubat 1999 tarihinde, uluslar arası komplo ile kaçırılışından bu yana da çözüm çabalarını yoğunlaştırarak sürdürmekte.

Sayın Öcalan, sürmekte olan ve giderek yoğunlaşan çatışmalarda kilit bir pozisyona sahiptir. Sayın Öcalan, çatışmaların kontrol altına alınması ve Kürt sorununun siyasal çözümü için belirleyici bir aktördür. Şüphesiz bu nedenle Sayın Öcalan, aynı zamanda Türkiye’nin ve dolayısıyla tüm Ortadoğu’nun istikrarı ve toplumsal barışı için de diyaloğa geçilmesi gereken bir şahıstır. Dolayısıyla böyle bir aktörün tecrit altında tutulması, çözüm ve barışı riske edecektir ve halihazırda etmektedir de.
Yine Türk hükümetinin tecrit politikası, aynı zamanda Sayın Öcalan’ı bir savaş esiri olarak kabul ettiğini gösterir. Savaş esirlerinin durumu ise Türkiye’nin üyesi olduğu Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler sözleşmeleri başta olmak üzere birçok uluslararası sözleşmede yer alır.

O halde bu sözleşmelerin gerekleri yerine getirilmesi, yani Sayın Öcalan sağlık, yaşam ve güvenlik koşullarının düzeltilerek, Kürt sorununun barışçıl siyasal çözümünde belirleyici rolünü oynaması bakımından özgürlüğünün sağlanması için Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi’nin, yaptırım gücünü kullanmasını bekliyoruz.

Bizler bu uzun yürüyüşümüzle başta BM, AK ve CPT başta olmak üzere uluslar arası Kurumlara sorumluluklarını hatırlatmak ve Kürt Halkına karşı işlenmiş bu kolektif hatayı düzeltmeye çağıracağız.

Bu nedenle yürüyüşümüzü 31. Ocak 2012 tarihinde BM-Genevre önünde başlatarak Halk olarak ağır bedeller ödediğimiz ama hiçbir zaman vaz geçmediğimiz özgürlük talebimizi yeniden dile getirerek, BM nin Kürt halkına karşı sorumluluğunu yerine getirmeye ve Kürtleri halk olarak tanımasını talep ediyoruz.

Diğer önemli durağımız olan Strasbourg da ise Kürt sorunun ayrılmaz parçası haline gelen Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcala’nın koşullarına işaret ederek ‘Kürt halkın Özgürlüğü Öcalanın Özgürlüğünde geçer’ bilinciyle Özgürlüğünü haykıracağız ve uluslar arası kurumları başta AK ve CPT olamak üzere görevlerini yerine getirmeye çağıracağız.

BM, Avrupa Birliği, NATO, ABD ve Rusya gibi uluslar arası güçlerin, Kürdistan’ı sömürge altında tutan devletlerle ilişki ve etkileme güçlerini, diyalog ve müzakerelerin yeniden başlatılması, Kürt halkının ulusal varlık ve haklarının her parçada ulusal ve uluslararası düzeyde yasal bir güvence ve statüye kavuşturulması temelinde, sorunun kalıcı bir çözümle sonuçlanması için devreye koymasını talep ediyoruz.

Başta kurum temsilcileri, aydın ve sanatçılar olmak üzere, Avrupa’daki dört parçadan Kürt ve Kürdistanlıları, Türkiye, Ortadoğu ve Avrupalı demokrat-ilerici dostlarımızı yürüyüşümüze katılmaya, basın ve kamuoyunu da duyarlılık ve dayanışmaya çağırıyoruz.
Avrupa Kürt Dernekleri Konfederasyonu (KON-KURD)

Language: 
Campaign: