Berln, 30.10.2012
Sokaktayız ve eylemlerimize devam ediyoruz. Bu günkü eylemimiz yabancılar polisinin önündeydi. Sabah saat 9'da direniş çadırlarımızın olduğu yerde toplandık. Bir arkadaş minübüs türü bir arabasını bize verdi. Yabancılar şubesi, bizim direniş çadırlarımızın bulunduğu yere biraz uzak bir mesafedeydi. Bu gün de hava yağmurluydu.
Önce mutfak çadırımızda kahvaltımızı yaptık. Kahvaltıda genelde reçel, çikolata gibi tatlı ağırlıklı şeyler oluyor. Bunun yanında, akşamları artan malzemelerini bizim direniş yerine getiren simitçiler ya da pastahneciler oluyor, onlardan da atıştırıyoruz. Kahvaltı saatinde genelde kahve ve çay bulunuyor. Çaylar genelde poşet türü çaylar.
Dün akşam ateş başında uzun sohbetler ve felsefe tartışmaları yapmıştık. Ateş başında oturmak insanı dinlendiriyor ama öte yandan üstümüz hep is kokuyor, biz bu kokuya alışkınız. Ama alışkın olmayanların yanına gittiğimizde hemen bu kokuyu alıyorlar ve bize bunun nedenini soruyorlar.
Arkadaşın direnişimiz için tahsis ettiği minübüsüyle yola çıktık. Büyük bir megafonumuz var, onu da yanımıza aldık. Pankartları ve bildirilerimizi arabaya yerleştirdik. Hava yağmurlu olduğu için yanımıza yedek yağmurluklar aldık ve soğuktan korunmak için sıcak çay ve kafe aldık yanımıza. Araba ile eylem yapacağımız binanın yakınına kadar gittik. Daha sonra arabadan indik ve pankartlarımızı açarak yürümeye başladık.
Yabancılar şubesinin önünde bir masa açtık, masanın üstüne direnişimizin nedenlerini anlatan bildiri ve gazetelerimizi koyduk. Pankartlarımızın bir kısmını demir parmaklıklara bağladık, bir kısmını da yerlere serdik. Ayrıca partizan matbaası denilen, bir çerçeveye gerilmiş bezle yapılan baskı aletini de yanımızda getirmiştik. Burada direnişimizin bayrağı olan yumruk resimini ve sloganları basıp dağıttık. Taleplerimiz ve görüşlerimizle ilgili son olarak hazırladğımız bildirileri hem dağıttık hem de İngilizce versiyonunu bir arkadaş mikrofondan sesli olarak okudu.
Bir yandan eylemimizi gerçekleştirirken bir yandan da direnişin genel durumu hakkında bilgi edinmek isteyen insanlarla sohbet edip, onlara direnişimizin çeşitli aşamalarında karşılaştığımız sorunları nasıl çözdüğümüzle ilgili bilgiler verdik.
Diğer mekanda açlık grevinde olan arkadşlardan da hem oraya giderek ve hem de telefon bağlantısıyla sürekli bilgi alıyoruz. Açlık grevinde olan arkadaşlardan biri daha bu gün hastaneye kaldırıldı. Henüz hastaneden taburcu olmadı. Polis bir kez daha yağmurdan korunmak için kullanılan malzemelere el koydu ve alanın boşaltılmasını istedi.
Yarın Türkiye başbakanı buraya gelecek ve her kes onu karşılamaya hazırlanıyor. Hem Alman devleti onu karşılamaya hazırlanıyor, geçeceği sokaklarda güvenlik önlemleri alıyor ve hem de biz onu karşılamak için hazırlanıyoruz. Ama biz protesto ederek karşılayacağız onu. Başbakan önce bir Türkiye büyük elçiliğinin açılışını yapacak ve ertesi gün, yani yarın Angele Merken ile bir görüşme Ayapacak. Almanya'daki savaş karşıtı güçler olarak onu protesto edeceğiz. Biz de direniş çadırlarımızıda yaptığımız toplantıda bu konuyu ele aldık ve protesto eylemine katılma kararı aldık. Almanya'nın bir çok şehrinden de katılım olacak ve büyük bir katılımla bu eylemin gerçekleşmesini bekliyoruz.
Kapitalist emperyalist sistem her yerde insanları izolasyon içinde yaşamaya mahkum ediyor. Dünyanın her yerinde de bu izolasyon sistemine karşı mücadele ve direnişler bir şekilde sürüyor. Şu anda Türkiye hapishanelerinde izolasyona karşı binlerce insan açlık grevinde ve Türkiye başbakanı provakatif bir açıklama yaptı. Dedi ki; onlar yiyorlar aç falan yok. Oysa biz Eskişehir hücre tipi hapishanesinin kapatılması için açlık grevi yaptığımızda o dönemin adalet bakanı olan Şevket Kazan da aynı şeyi söylemişti. "Onlar gizli gizli yiyorlar" demişti. O açıklamadan sonra oniki arkadaşımız öldü. Şimdi aynı zihniyet gene aynı açıklamayı yapıyor. Kendilerinin asla yapamayacağı şeyi başkalarının da yapamayacağını düşünüyorlar. Ama onlar bilmiyorlar ki kaybecek bir şeyi olmayan insanlar her şeyi göze alırlar ve özgürlük için yapamayacakları şey yoktur. İşte onları şaşırtan budur anlayamıyorlar.
Bu gün Türkiye'den günlük bir gazeteden benimle röportaj yapmak istediler. Daha önce bazı gazeteler bizim direnişimizle ilgili haber yaptılar. Bazıları objektif haberler yaptı ama bazıları da karalama haberleri yaptılar. Ama bizim direnişimizde karalayabilecekleri bir şey yok. Kaybedecek hiç bir şeyi olmayanlar hileye gerek duymazlar. Bizim için tarihçilier "barbarlar hile bilmez" demişler. Biz yıkmasını biliriz, hile işlerinden anlamayız. Biz sadece kötü olan şeyleri yıkarız. Bizim sırtımızdan elde edilmiş servet ve yapıları yıkarız. Çoğu zaman yıktığımız sistemlerin enkazı altında kalarak ölürüz. Ama gene de hile bilmeyiz. Hile yapmayı öğrenemiyoruz bir türlü. Yalın kılıç dalıyoruz zulmün üstüne, çoğu zaman imha oluyoruz ama hakikati biz temsil ediyoruz.
Bir eylem günü daha bitirdik. Hepimiz biraz yorgunuz. Eylemlerden sonra da genelde toplantılar yapıyoruz ve ben her gün bir yazı yazıyorum. Boş zaman hiç kalmıyor.
Biz uzun zamandır kayıtlı olduğumuz eyaletlerdeki mülteci kamplarına gitmiyoruz. Bizimle ilgili hukiki gelişmeler hangi aşamadadır bilmiyoruz. Bize verilen gutschainleri de almıyoruz. Üzerimizde kalmı olan gutschainler de kayıtlı olduğumuz eyalet dışındaki eyaletlerde geçmiyor.
Bu gün polisler direniş çadırlarımızın bulunduğu alanda ateş yakmamamızı söyledi. Ateş olmadığı zaman hava çok soğuk oluyor. Bakalım bu sorunu nasıl çözeceğiz. Yatmak için kullandığımız çadırın içinde odun sobası yakıyoruz. Bu soba soğuk havanın kırılmasında epeyce etkili oluyor.
30.10.2012
Turgay Ulu
Berlin