You are here

İŞGALİN BASIN KONFERANSI

9.11.2012

Bir kaç hafta önce Berlin'deki Nijerya konsolosluğunu işgal etmiştik. İşgalin nedeni, Nijerya devleti ile Almanya devletinin anlaşması gereği, Almanya'da bulunan Nijeryalı mültecilerin iadesiydi. Bu işgal sırasında Almanya polisi bize vahşice saldırmıştı ve 6 saat boyunca konsolosluğun içinde ve dışında polis şiddetine maruz kalmıştık.

Bu gün Nijerya konsolosluğunun işgali eylemimizde maruz kaldığımız polis şiddetini teşhir etmek için bir basın konferansı düzenliyoruz. Konuşmacı olarak İngilizce ya da Almanca bilen arkadaşlarımızı seçtik. Açıklama yapılan alanın arkasına temel taleplerimizi içeren Almanca olarak; "Residenzpflicht Abschaffen - Lagerpelight Abschaffen - Abschıebung Stopppen" (Eyalet Dışına Çıkma Yasağı Kaldırılsın-Mülteci Kampları Kapatılsın-Sınır Dışı Etmeler Durdurulsun) yazan, kırmızı bir bez üzerine beyaz harflerle yazılmış olan pankartımızı astık. Pankartın sağ ve sol köşesinde özgürlük yürüyüşümüzün ambleminin bulunduğu, beyaz bir avuç içinden havalanan beyaz güvercin figürünü çizmiştik. Bu amblemimize "Wie Wiel Reisse-Refrugestrike" sloganları yazılı.

Arkadaşlarımız tek tek işgal eylemimiz sırasında polisin ne tür şiddet kullanıdığını anlatıyorlar. Ayrıca toplantıya avukatlar da katıldı. Avukatlar da mültecilerin yaşadıkları hukuki ve pratik olarak karşılaştıkları sorunları anlatıyorlar.

Polis, biber gazı da dahil tekme, yumruk gibi her türlü aracı kullanarak bize şiddet uyguladı. Avrupa ülkelerinde işkence olmadığına inanılıyor. Evet Avrupa ülkelerinde örneğin Türkiye, İran ya da diğer ülkelerde olduğu gibi bir fiziki işkence yapılmıyor. Ama bunun nedeni sistemin kendisinden kaynaklanmıyor. Fiziki işkenceye ihtiyaç duymadıkları için buralarda fiziki işkence kullanmıyorlar. Ancak görüldüğü gibi devletin insanlık dışı işleyişini teşhir eden militan eylemciler söz konusu olduğunda polis fiziki şiddet dahil her türlü işkence yöntemini kullanıyor. Alman devletinin geçmişte de kendisini rahatsız eden hareketelere karşı nasıl vahşi bir işkence yöntemi uyguladığı biliniyor. Mevcut durumda Avrupa devletlerinin çoğunluğu sistem karşıtı hareketleri belli bir sınırda kontrol ve denetim altında tuttuğu için fiziki işkenceye gerek duymuyor. Ancak bu durum değişikliğe uğrayıp, sistemi sürekli teşhir eden ve sistemi zorlayan hareket ve eylemler gündeme geldiğinde her türlü devlet şiddetinin nasıl uygulandığını görüyoruz.

İşgal sırasında polisin ulguladığı şiddeti hem basına sözlü ve yazılı olarak açıklıyoruz, hem de polis şiddetini kaydeden kamera görüntülerini çadırımızda toplanan kitleye gösteriyoruz. Böylece biz de her türlü macadele araç ve yöntemini direniş aracı olarak kullanmaya çalışıyoruz. Tek bir yöntem kullanmak mücadelenin etki alanını daraltan bir özellik taşıyor.

Şimdi aldığımız bir habere göre Avusturalya'da 300 mülteci açlık grevine başlamış. Onlarla dayanışmak için Avusturalya konsolosluğunda eylem yapmayı düşünüyoruz ama henüz netleştiremedik. Önce oranın nerede olduğuna internetten bakmamız gerekir. Bulunduğun mekanı bilmemek çok kötü bir şey.

Bu gün direniş çadırlarımızdan birine bir küçük kütüphane kurduk. Bir kitapçıda bekleyen kitaplar varmış. Türkiye'den arkadaşlar kitapları almamı söylediler. Ben de tahta dan bir küçük kütüphane yaptım ve çadırın birine kurdum, kitapları ve dergileri içine yerleştirdim. Kitaplar yalnızca Türkçe olduğu için diğer ülkelerden insanların okuması pek mümkün olmayacak. Çadırlarımıza da fazla Türkiyeli gelmiyor. Ama gene de direniş alanımızda devrimci içerikli kitapların ve dirgilerin olması önemli bir şey. Aynı çadırın içine inetrnet bağlantısı kurmayı düşünüyoruz. Onun için gerekli malzemeler toparlamaya çalışıyoruz. Malzemeleri ve bağlantıyı tamamladığımızda artık o çadırdan internete girebileceğiz. Böylece gelişmelerden daha hızlı bir şekilde haberdar olacağız. Ancak çadırlar bazen yağmur geçiriyor. Kitapların yağmurdan ıslanıp harap olma ihtimali de var.

Bu gün basın konferansından sonra kendi aramızda da bir toplantı yaptık. Aynı dilleri konuşamıyor olmamız aramızdaki iletişimin tam gerçekleşmesini engelliyor. Yapacağımız eylem ve ya toplantıların gün, saat ve yerini aksiyon komitesi yazıp bilgilendirme çadırına asıyor ancak her kes bu dilleri bilmediği için bazı arkadaşlar bu tarihlerden haberdar olamıyor. Dolayısıyla haberi olmayan arkadaşlar bu etkinliklerde yer alamıyorlar. Bu konu bu günkü toplantımızda eleştiri konusu oldu. Eyel ve toplantıların hep birlikte belirlenmesi gerektiği vurgulandı. Bu konuda bir kopukluk var. Bazen de insanlar toplantıların sonuna kadar beklemedikleri için alınan kararlardan haberdar olamıyorlar ve kendilerinin haberdar edilmediklerini düşünüyorlar. Ama bu tip konuların toplantılarda dile getirilmesi önemli bir nokta, aksi taktirde bazı refleksler oluşabiliyor.

Önümüzdeki Pazar günü yoğun bir gün olacak. Pazar günü öğlenden sonra Türkiye hapishanelerinde sürmekte olan açlık grevleriyle dayanışma eylemi var. Pazar akşamına da mülteci sorunu ile ilgili olarak bir toplantı var. Bir yandan pratik gündelik iş ve eylemleri düzenlemek gerekiyor bir yandan da toplantılara hazırlanmak gerekiyor. Zaman hızlı akıyor, insan bunların hepsi üzerinde derinlikli düşünme ve çalışma olanağını bulamıyor. Neyse ki bizim işlerde gönüllülük esas ve iş yapmak isteyen insanlar kendiliğinden işleri yapıyorlar bu nedenle biri aksatsa bile onun yerini gönüllü başka bir arkadaşımız doldurabiliyor.

Bir mekanı olmadan yaşamak ilginç bir hayat ama bazı şeylerde insanı çok engelliyor. Türkiye'den aradaşlarım bana yeni çıkan kitap ve dergileri göndermişler ve posta Türkiye'ye geri gitmiş. Benim sabit bir yerim olmadığı için Berlin'de bir arkadaşın aderisini vermiştik. Kitaplar geri gitmiş. Bir kere de Köln'de aynısı olmuştu. Mülteci kampında kalırken sorun olmuyordu. Kampa kağıt geliyordu ve ben gidip o kağıdı verip postaneden kitap ve dergileri alıyordum. Sabit bir yeri olmamanın diğer olumsuz yanlarından biri de saçları, sakalları traş etmek ve elbiseleri yıkamak ya da banyo yapmak sorun oluyor. Ama bir şekilde hayat devam ediyor ve bunlar insanı engelleyemiyor. Her gün aynı elbiseleri giyip, haftada bir banyo yaparak da hayat devam ediyor. Her gün banyo yapıp, istediğin zaman elbiseleri yıkayarak da hayat devam ediyor. Birincisinde kendine az zaman ayırıp düşüncelerin ve düşlerin için mücadele ederek zamanı değerlendirmiş oluyorsun. İkincisinde daha çok kendinle uğraşarak ve kendini düşünerek zamanı değerlendirmiş oluyorsun. Ama iki hayat tarzında da sonuç değişmiyor. Yaşamın sonuna gelindiğinde geriye bakıldığı zaman, birincisinde başka ikincisinde daha başka bir hayat şeridi görünüyor. Bu bir tercih meselesi. Ne kadar yaşadığının hiç bir önemi yok. Yaşadığın bu süreyi nasıl geçirdiğin önemli oluyor sonuçta.

Kış mevsimi için yeni bir çadır hazırlıyoruz. Çadırın iç kısmına soğuktan koruyan materyaller yerleştiriyoruz. Bakalım içeride soba yakmadan sıcak tutacak bir çadır inşa edebilecek miyiz. Zira direnişimizin ne kadar süreceği belli değil. Görünüşe göre kısa sürede bitmeyecek. Daha alacağımız çok mesafe var. Avrupa'daki yaşam mülteciler ve işçi, emekçiler için gün geçtikçe zorlaşıyor. Daha uzun süreli direnişlere ihtiyaç var. Önümüzdeki günlerde Avrupa'da genel grev ve direnişler olacak. Kısa vadede olmasa bile orta ve uzun vade içinde sınıf mücadeleleri sertleşecek gibi görünüyor. Bu sürece hazır olmak gerekir.

9.11.2012
Turgay Ulu
Berlin

Language: 
Local group: