No War - No Refugee
No NATO - No Refugee

Country Information

Here you find background information on Guinea, Iran, Kurdistan, Türkei.

You are here

ÖZGÜRLÜK YÜRÜYÜŞÜNDE TABELALAR

23.9.2012

Bu akşam yürüyüşümüzün 16. gününü de geride bıraktık. Bu sefer Markanstad'da bir göl kenarında konakladık. Biz göl kenarına geldiğimizde büyük çadır kurulmuştu. Bugünkü yemekler önceki günlerde yediklerimizden oldukça farklıydı. Leibzig'te önceden ziyaretlerine gidilen kamptan gelen insanlar ve Almanyalılar birlikte yapmışlar bu yemekleri. Pilav ve tavuk eti vardı. Ayrıca börek, tatlı türü şeyler de yapmışlardı. Bu akşam biraz damak tadımızda değişiklik oluştu.

Dün gece bir basketbol salonunda kalmıştık. Akşam Kürtçe bir kaset koyduk ve halay çektik. Almanlar da halaya katıldılar, onların adımları tam uymuyor ama halay çekmek onlara ilginç geliyor ve komik görüntüler oluşuyor. Tabi daha sonrasında bu müzik ve dans olayı biraz uzadı, uyumak isteyenlerin bir kısmı rahatsız oldular. Ama bu tip durumları yürüyüş boyunca aramızda konuşarak çözümlüyoruz. İnsanın olduğu ve iş yapıldığı yerde eksiklik ve hatalar da oluyor doğal olarak. Ancak şimdiye kadar çok ciddi ve yürüyüşümüzü kesintiye uğratacak düzeyde bir sorun yaşanmadı, bu olumlu bir durum oluşturuyor.

Otobüs'te dün Osnabrük Bramsche'de bulunan kamp ziyaretinde bulundu. Bramsche'deki mülteciler zaten uzun süreden beri çadır direnişine başlamışlardı. Orada daha öncesinde protesto deneyimlerimiz zengin bir birikime ulaşmış bulunuyor. Hiç kesintiye uğramadan, bazen yoğun bazen de seyrek olarak Bramsche kampında direnişler devam ediyor.

Yürüyerek geçtiğimiz şehir ve kasabalarda ilginç tabelalara rastlıyoruz. Bu tabelalaarda bazı filozofların ve ya yazarların ya da devrimcilerin isimleri geçiyor. Karl Marks caddesi, Rosa Lüksenburg caddesi, Agust Bebel caddesi vb. gibi çok sayıda cadde isimlerine rastladık. Bu isimleri görünce insan tarih gezintisine çıkıyor kendi düşünce dünyasında. Ancak bu isimlerle simgelenen caddelerde, bu isimlerin temsil ettikleri felsefe ve dünya görüşlerinin yeterince bilinçlere kazındıığını söyleyemeyiz. Edindiğimiz gözlemler eğer bizi yanıltmıyorsa, Almanya'da yetişmekte olan yeni kuşaklar bu isimlerin ne anlam ifade ettiklerini bilmiyorlar. İsimleri duymuş olanlar ise bunların içeriklerini bilmiyorlar. Oysa Marksizmin ortaya çıkmasında üç ayaklardan biri olarak tanımlanan Alman felsefesinden geriye çok fazla bir şey kalmamış günümüzde. Gözlemlerimize göre, bu isimleri belli ölçülerde bilenlerde ise bir önyargılı yaklaşım söz konusudur. Genç kuşak solcularda Marks okuyanların sayısı çok az. Popüler olarak öne çıkarılmış çeşitli yazarlar okunurken Marks okumak biraz geri bir plana itilmiş durumda. Marksizme dönek "dogmatizm" eleştirisi buralarda "Marks okumama dogmatizmine" dönüşmüş durumda.

Bugünkü tabelalarda Berlin ismini gördük. Hedefteki baş kente ulaşmak için yolun yarısına gelmiş bulnuyoruz. Şu anda bulunduğumuz yerden Leibzig'e ise sekiz kilometre kaldı. Yarınki planımızda, Leibzig'te bulunan mülteci kamplarına ziyaretler var, ardından yatma yerimize gideceğiz ve ertesi gün de Leibzig'te gerçekleştirmeyi düşündüğümüz uzun etkinlikler başlayacak.

Leipzig ismi de bize çok önemli tarihi bir olayı hatırlatıyor. Ünlü Leibzig Duruşmaları olarak tarihe geçmiş olan Dimitrov'un yargılaması burada yapılmıştı. Dimitrov kendisinin bir komünist olduğunu savunmuş ve karşısındakileri yargılamayı tercih etmişti. Bir kaç kişiye sorduğumda bu olayı hatırlayanların sayısı biri geçmedi.

Karl Marks'ın, Rosa Lüksenburg'un, Agust Bebel'in, Neitche'nin belki de ayaklarının bastığı topraklardan geçiyoruz. Bir dönem için felsefenin merkezi olarak tanımlanan bu topraklarda bir cahilleşmenin yaşandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. İletişim araçları bu kadar gelişmişken ve bilgiye ulaşmak bu kadar kolaylaşmışken, cahilleşmenin bu derecede artmasının nedeni üzerine düşünmemiz gerekiyor. Zaman ilerledikçe insan bilinci de ilerliyor mu yoksa geriliyor mu bu tartışmalı bir durum arzediyor. Teknolojiyi ve bilgiyi hegemonyasında tutanlar kitleleri, bu araçları kullanarak bilgi ve bilimden uzak tutabiliyorlar.

Bizim yürüyüşümüz, bilimi ve bilgiyi ellerinde tutanların bizleri cahil bırakmasına karşı da bir özgürleşme yürüyüşüdür. Cahil, geri olarak görülen biz coğrafyanın doğusundan gelenler aslında en alttan yukarıda her şeyi egemenlikleri altında tutanları silkeliyoruz ve kendi bilincimizi geliştiriyoruz. Bizi cahil ve geri görenlere meydan okuyoruz. Kendilerini medeniyetin ve bilginin sahibi olarak görenlere en alttan bir barbarlık aşısı yapıyoruz. Resmi ideolojilerin ve resmi tarih anlayışlarının kuruttuğu bu topraklara en alttan bir dinamizim aşılıyoruz. Hem buralardaki devrimcilerden öğreniyoruz, hem de buradakilere öğretiyoruz. Karşılıklı kaynaşma ve dayanışmayı en alttan zorlayarak yavaş yavaş yapıyoruz.

Kapitalizmin tüm yalnızlaştırma ve düşmanlaştırma politikalarına rağmen bizler kültürler arasında bir kaynakşa va dayanışma gerçekleştirmeyi başarıyoruz. Halayla, dans birine karışıyor. Farklı dillerde ortak istemlerimizi dile getirebiliyoruz. Farklı dillerden aynı şarkıları söyleyebiliyoruz.

Yıkılan ve geriletilen felsefenin yeniden geniş kitlelerin ilgi alanına girmesi için daha çok mücadele vermemiz gerekecek.

Toprakta yürümek çok güzel. Belki de ben uzun yıllar hapiste betonda gezdiğim içindir ama toprağa basmak insanı rahatlatıyor. Betonu sevmiyorum nedense. Yol boyunca uzanan ağaçlardan kutsal asamızla meyve koparmak güzel. Bir göle dalıp yüzmek ve kendini sınırlandırmadan özgürce hareket etmek güzel. İnsan doğadan uzaklaştıkça kendisine sınırlar koymuş. Biz bu sınırları da kırıyoruz. Tüm ön yargılar ve batıl inançlardan kaynaklanan sınırlar yürüyüş sayesinde geçersiz kalıyor.

Dünyada çok ciddi alt üst oluşlar yaşandı. Devrimci hareketler bir bakıma pusulasız kaldı. Ortalık teorik ve politik karmaşayla doldu. Bu durumun netleşmesi için uzun bir pratik ve teorik uğraşa ihtiyaç var. Eylem içinde birbirimizi aydınlatarak bilinçlerimizin gerilemesine engel olacağız. Kendi teorimizi de üretebileceğimizi onlara göstereceğiz. Tarihi hem yapacağız hem yazacağız ki onlar hep aslanların tarihini bize gerçek tarih diye yutturamasınlar.

23.9.2012.
Turgay Ulu
Markanstad

Language: 

Der Kampf von Flüchtlingen braucht Geld!

Die Karawane ist maßgeblich auf Spenden angewiesen. Unsere Organisation besteht überwiegend aus Flüchtlingen, die (wenn überhaupt) nur über sehr geringe finanzielle Mittel verfügen. Aus diesem Grunde haben wir 2008 den „Förderverein Karawane e. V.” gegründet. Unser Verein ist als gemeinnützig anerkannt und kann deswegen auf Wunsch Spendenquittungen ausstellen, so dass sie steuerlich absetzbar sind. Wenn bei der Überweisung die Adresse mit angegeben wird, verschicken wir die Spendenbescheinigung automatisch spätestens am Anfang des Folgejahres.

Kontakt: foerderverein(at)thecaravan.org

Unsere Bankverbindung lautet:
Förderverein Karawane e.V.
Kontonummer
: 40 30 780 800
GLS Gemeinschaftsbank eG
BLZ: 430 609 67

IBAN: DE28430609674030780800
BIC: GENODEM1GLS

Events

M T W T F S S
 
1
 
2
 
3
 
4
 
5
 
6
 
7
 
8
 
9
 
10
 
11
 
12
 
13
 
14
 
15
 
16
 
17
 
18
 
19
 
20
 
21
 
22
 
23
 
24
 
25
 
26
 
27
 
28
 
29
 
30
 
31
 
 
 
 

Syndicate

Subscribe to Syndicate